GEÇMİŞ ZAMAN : VENEZUELA NOTLARI II

Sevgili okuyucu malum tembel bi yazarım. Ancak geçmiş zaman maceralarını toparladım, işte foto ekle, imla düzelt vs derken yayına alıyorum yavaş yavaş. Şu an Kolombiya’nın Medellin şehrindeyim. Bisiklet evinde kalıyorum bisikletim, fotoğraf makinam, lensim, bilgisayarım tamir oldu. Ön bagaj sorununu giderir gidermez yola çıkacağım.

Photo0258

19 Şubat kazası ile Johana’nın başına kalmıştım. Bir iki hafta nasıl geçti inanın ben de bilmiyorum. Yüzyüze tanıdığım dostlarım hemen toplanıp bana para yardımında bulundular, şu an kapatılmış olan Friendfeed sosyal ortamından tanıdığım dostlarım haberi yaymam ve bağış konusunda açık olmamda birleştiler, hemen hemen hepsi gönüllerinden kopanı bağışlamaya hazırdı. Aynebilim gibi süper kahraman değildim, kimseye bi hayrım dokunmuyordu. (Tam burada aynebilim isimli super kahramana yardım etmek isteyenler boş durmasınlar) Sadece bisikletle gezip, tembellik etmezsem işte blogda anılarımı paylaşıyordum. Bisikletimin kadrosu ve maşası feci durumdaydı. Jantlarımdan biri ezilmiş diğeri sekiz olmuştu. Arka aktarıcı, kaset, öndeki üçlü kaset grubu yamulmuştu. Sağıma düşüp sürüklendiğimden aynakol yamulmuştu. Bagajlar kırılmıştı. Bilgisayarımın ekranı kırılmıştı içindeki hasar ne durumdaydı belli değildi. Fotoğraf makinamın ekranı kırılmıştı. Harici diskim çalışmıyordu belli ki o da hasar görmüştü. Her bir şeyi tek başına yeniden almam imkansızdı.

Photo0273Böylece blogda bağış için ‘Bisikletim Kırıldı’ yazısını yazmamla cebindeki bir lirayı bağışlayan öğrenciler bile beni buldular. Her birinizin isimlerini tek tek not ettim. Hepinize ayrı ayrı canı gönülden teşekkür ediyorum. Hay huy ile geçen bir ayın sonunda Johana ile Patanemo’ya sahil kasabasına arkadaşlarının organize ettikleri Biyokonstrüksiyon, Doğal Kozmetik Yapımı ve Permakültüre Giriş kursuna katıldık. Hep beraber pişirip, çalıştık ve öğrendik. Bir sürü güzel dost edindim.

Daha sonra başkent Caracas’a geçtim. Burada da istisnasız müthiş bir bisikletçi dayanışması ve ağı var. Hesapladığımdan bir gün önce gelmeme rağmen telefonla ulaştığım Abelard kem küm etmeden evinde ağırladı. Bu arada yeter diye düşündüğüm Venezuela Bolivarlarım suyunu çekmişti. Venezuela’da karaborsa kur farkı inanılmaz seviyelerde olduğundan Abelard imdadıma yetişti. Kuzenine paypaldan 100 dolar transfer ettim. Kendisi bana Bolivar olarak ödeme yaptı. Daha sonra Pedro’nun evine geçtim. Pedro’da bisikletçi annesi Migdalia ile birlikte yaşıyor. Ayrıca evlerinin bir odasını da uzun süreli kalan öğrencilere kiralıyorlar. Slovak Ada ile böyle tanıştık. En çok Migdalia ile vakit geçirdim. Değişik yemekler yapmayı ve yemeyi seviyorsanız kendisini facebook hesabindan ve web sayfasından takip edebilirsiniz. Pedro ve kız arkadaşının da projesi Nyomisur; güney amerikayı bisikletle dolaşıp değişik ülkelerin mutfaklarını denemek hatta mutfaklarda çalışarak öğrenmek. Bu arada türkçeden başka dil bilmeyen annem, Ada’nın slovakçadan başka dil bilmeyen annesini İstanbul’da evimizde bir kaç gece misafir olarak kabul etti. Sigorta şirketi dosyamı incelemiş ve ana merkez ödenecek meblağ konusunda karar vermişti. Merida’ya dönüp imza atmam gerekiyordu. Bu arada kazanın ertesinde herkes elçiliğini ara dediğinden Caracas’taki büyükelçiliğimize ulaşmaya çalışmıştım, saçma sapan çalışan otomatik santral yüzünden bir türlü ulaşamayınca durumum hakkında bir mail attım. Sağ olsun Mehmet Meres isimli yetkili telefon ile geri döndü, ancak bu durumda elçiliğin yapacak bir şeyi olmadığı açıktı, tek başına kendime yetebildiğimden, yetemediğimde bana el ayak olan dostlarım olduğundan uzatmadım. Arayan şahıs daha Merida ile Caracas arasındaki mesafeyi bilmeyişinden zaten yıldızımız barışmamıştı. (belki ben çok titizim bilemiyorum, insan yabancı bir ülke de çalışır da az da olsa coğrafya bilmez mi? Haydi bilmiyorsun vatandaşın bi mesaj aldığında haritaya açıp bakmaz mı? Bu kadar mı meraksız, bu kadar mı bezginsin?)

Caracas’tan Merida’ya 16 saatlik otobüs yolculuğuyla vardım. Ah bu arada katılmak istediğim Kolombiya’nın Medellin şehrindeki 4. Dünya Bisiklet Forumu filan yalan oldu. Bu ülkede öğrendiğim şey, her gördüğün kuyruktaki insana ne kuyruğu diye sormak. Çünkü kuyruk varsa kesin ucuz ve nadir bulunan bir şey satılıyor demektir. Sıvı yağ ve kahve bu ikisini evde var diye düşünmeden gördüğünde satın alacaksın. Çünkü evdeki bir haftaya bitince markette kahve veya sıvı yağ bulamayabilirsin.

Neyse uzatmayayım sigorta firmasına imzaya gittiğimde resmen şok geçirdim, bana ödeyebilecekleri en yüksek miktarı ödeyeceklerdi; 195.935 BsF. Tabii Bolivar roket hızıyla inişteydi ve karaborsada bolivarı dolara çevirmek suçtu. Ama olsundu, en azından zararımın bir kısmına merhem olabilecekti. Doğum günümü Venezuela’daki ailem Johana, Thomas ve komşuları Sita ve kızı Bai ile kutlayıp 22 Nisan’da iki arka bagaj çantamla çok çok az bir eşya ile Medellin’e yola çıktım. Medellin’de bir gece çok tatlı çok şahane Tamarindo hostelde kaldım. Daha sonra Forum zamanı beni evinde ağırlayacak Floreil’in evine geçtim. Yine forum zamanı buluşacağım WS’dan tanıdığım üniversitede medikal doktorluk okuyan Angelo ile buluşup bisikletçileri gezdik. Aradığım aslında basit bir bisikletti ama işte mallık mı dersin, gereksiz titizlik mi dersin, saçmalık mı dersin hepsi kabulüm alüminyum mtb kadroya elim bir türlü gitmedi nedense.

Ertesi gün Floreil’in arkadaşıyla San Antonio del Prado’ya geçtik. Meşhur Manuel ve ailesi ile tanıştım. Manuel bisikletiyle bir kaç aylık turlar yapan ve Prado’da hemen herkesin sevip saydığı (burada göt kaşımak mecburi nazar etmeyelim) müşterisi eksik olmayan Ciclo Campeon isimli bisiklet dükkan ve tamir atölyesinin sahibi. Ama tabii esas yük eşi Martha’nın omuzlarındaydı. Bana antik küçük kadro bir trek gösterdi acaba ikinci bisikletim ‘la fea’ bu trek mi olacaktı emin değildim. Üzerindeki aksamı değiştirmek niyetindeydim. Kilometrelerce uzakta olsam da başının etini yemeği bir saniye bırakmadığım Meksika’daki arkadaşım Bernardo ile yazışıp fikir alışverişinde bulunuyordum. ABD’den sıfır surly kadro ve çatalını getirtecek arkadaşı vardı. Kendisi de başka ihtiyaçlarımı da pakete sokuşturup bana postalayabilecekti. Postayla birlikte 600 USD mal olacaktı ama gönlüm buna da razı değildi. Ya kaybolursaydı, ya gecikirseydi, zaten iki ay kaybetmiştim. Bir de üstüne üstlük bu kadar para gözüme batmıştı. Bir kaza ile kırılacak bisiklete yine aynı parayı yatırmak anlamsız geliyordu, ayıp kaçıyordu. Evet bağışlarla 6000 TL ye yakın para toplanmıştı ama içime sinmeden iş yapamıyordum. Bernardo ile yazışmalarımızda bana Kolombiya’da kadro ustası olması gerek Manuel ile konuş biliyordur çünkü bir tur bisikletçisi bloğunda yazmıştı vesaire derken aylardır sormam gereken soruyu Google abiye sordum; ‘famous frame builders in colombia’. Hooop karşıma iki isim çıktı. Başkent Bogota’da yaşayan José Duarte ve Medellin’de yaşayan Augustin Hincape. Tinno lakaplı Señor Augustin hakkındaki yazıyı okurken bir yandan da flickr’da alejandro b. campillo’nun fotoğraflarına bakıyordum. Tinno markalı bisikletlerinde kullandığı kedi figürü mü desem, hakkında okuduklarım mı desem, alçakgönüllü bir insan olup facebook arkadaşlık teklifimi hemen kabul etmesi mi desem, bilemiyorum daha tanımadan kanım kaynadı. Tinno kazamı facebook’ta okumuş, ‘yeşil bisikletli kız sen misin?’ diye sordu. ‘Evet benim’ deyince ‘senin kazanı biliyorum, bisikletini tamir edebilirim’ demez mi? Bebeğimle yola devam edebilecektik. Elimdeki daha detaylı fotoları kendisine gönderdim, evet kendinden emindi tamir edebilecekti. Tek sorun Venezuela’ya geri dönüp bisikletimi ve tüm eşyalarımı toplamam gerekecekti. Bir iki aya dönerim demiştim Johana’ya çünkü planım ikinci el bi bisiklet alıp, bi şekil arka bagaj uydurup Venezuela’ya bisikletle dönmek ve kaldığım turuma devam etmekti. Ve yine planlar değişmişti. Ah bu arada Tinno prostat kanseri yüzünden Medellin’deki atölyesini kapatmış, şehrin dışındaki El Retiro’da evindeki atölyesinde çalışmaya devam ediyordu. Manuel’e durumu anlatınca, Tinno’yu duyduğunu evinde kalan bir bisikletçinin yıllar önce bisikletinin göbeğini tamir ettiğini söyledi. Hatta Tinno’yu cebinden arayıp bizzat konuştu. Ben ustaya ayıp olur diye soramamıştım ama Manuel para konusunu açınca ‘kimse için tamir işi yapmam ama senin için yaparım, çünkü sen bisikletli gezginsin bu da benim sana armağanım’ demez mi? ‘Kanser olabilirim ama bu sevdiğim işi yapmama engel değil’ diye de ekledi. Latin amerikaya adım attığımdan beri hayatım telenovela :) (latin soap operalarına verilen isim)

Ah bu arada tüm bu konuşmalar yazışmalar olmadan önce evden çıkıp Prado’ya yürürken karşıma minik el kadar bir kedi bebesi çıkmaz mı? Çıktı. Etrafa bakındım ailesi var mı yok mu diye bulamadım. Gönlüm yolun ortasına bırakmaya razı gelmedi sonuçta dönüşte asfalta kazınmış haliyle karşılaşmak da vardı. Koydum omzuma beraber Prado’ya indik. İnternet kafede takıldık. Yemek aldım kendisine, gölgede besledim. Ve tabii kendisiyle eve döndüm. Bir haftaya geri döneceğimi düşünerekten gece parmaklarımı emen bebişkoyu bisiklet evinde bırakıp ertesi gün Venezuela’ya geri dönmek üzere yola çıktım. Yanıma da ancak işte bir sırt çantası aldım.

Photo0267

Simon Bolivar

Photo0271 Photo0265

Araya cep telefonumla çektiğim rezil fotoğrafları koyayım da sıkılmayın! Kasvetli görünmesine rağmen oldukça güzel bir şehir Merida, fotoğraflar Bolivar meydanından

Tabii kazın ayağı öyle olmadı çıkarken hiç bi şey demeyen sınır polisi geri döndüğümde 41 gün süre verdi ve bir daha 2015 senesinde Venezuela’ya dönemeceğimi söyledi. Bir şekil çözülür böyle saçma uygulama mı olurmuş diye düşünerekten Merida’ya geçtim. Bu arada sigorta firmasından çekimin onaylandığını ve gelmesini beklediklerini öğrendim. Tabii bu bekleme işleri sakat, uyarmazsanız, ısrar etmezseniz öyle beklerler, kimse kılını kıpırdatmaz. Vize konusunda neler oluru konuşmak için Büyükelçiliği aradım. Konsolosluk kısmında sadece Mehmet Meres ile muhatap oluyorsunuz. Kendisi nedense bana yardımcı olmamayı seçti, büyükelçiyle görüştürmedi, ve hatta ‘ben sekreter miyim?’ deyip telefonu da yüzüme kapattı. Bisikletle gezdiğimi bildiği halde bana önerdiği çözüm Türkiye’ye geri dönüp vize başvurusunda bulunmamdı. Umarım yağmurlu havada bir bardak su vereni çıkmaz. Elim mahkum sigorta ödemesini bekledim. Çekimi almakla iş bitmedi tabii ilgili bankaya gittim ve ilk kez kendimi banka soyguncusu gibi hissettim. Nasılsa bu kadar para yoktur, yarına ayarlarlar diye kapanış saatine yakın gitmiştim. Ödemeyi yapabiliriz dediler ama hepsini ülkedeki en yüksek banknot olan 100 BsF ile yapamayacaklarını söylediler. 35 lt sırt çantam ağzına kadar para doluydu. Şuraya bir not düşelim parayı aldığım dönemde karaborsa dolar kuru 1 dolar 260 BsF idi. Yaklaşık bir ay civarı kaldım. Sigortadan çeki beklemece, daha sonra dolara çevirmekle uğraşmaca tabii öyle topluca hepsini götürüp bi yerde çevirmem imkansıza yakındı. Ne şanski o dönemde Patanemo’da tanıştığımız arjantinli gençler Nikolas ve Sonja Johana’nın evinde misafirdi. Gidip dışarda bozdurmaktansa bana yardımcı olmayı seçtiler. Komple latin amerika ülkelerinde kullanılan e-bay benzeri bir site var; mercadolibre. Buradan kendime bir adet go-pro benzeri kamera ve harici disk aldım. Yola çıkmaya hazırdım, sabah erkenden Johana, Thomas, Sita ve Sonia ile vedalaştık. Arjantinlilerle yaşaya yaşaya ispanyolcam azıcık da olsa onların seksi aksanını kapmıştı :) Kalbimde Sonja ile iki günde Thomas’ın doğum gününe hazırladığımız gölge tiyatrosunun tatlı hatırası ve dilimde kısacık rolümün bir parçasıyla Kolombiya macerasına hazırdım.

“soy águila arpia; tengo poder de la vida y el muerto!”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *