Acısıyla tatlısıyla Peru

Ne kadar zor yazmak bazen. Yazacak çok şey olması, anlatacak onca macerayı düşündükçe kalbimin patlayacak gibi olması ama kafamda oraya buraya saçılmış anıları toparlamaya çalıştıkça ısrarla dağılmaları :)

Her zaman ki gibi böyle şuraya gittim şu oldu bu oldu diye yazıyordum. Sonra dur dedim aylar geçti, toparlayıp tavşanın suyunun suyu bir özet yapayım insanların işi gücü var. Fotoğrafları blog için seçerken Ümit Besen misali ‘anılar ah anılar’ doluştular gözpınarlarıma, bir de baktım ki uzadıkça uzuyor eh o zaman iki blog girdisi olsun madem derken 4 blog girdisi oluvermiş. Üzerinden vaktiyle otobüs geçen bilgisayarım 2 gb ram ile can çekişmekte :/ her şeyi çöpe atıp yeni bir yazı yazmak için oturdum karşısına. Vallahi de billahi de bu sefer toparlayacağım :)

Şimdi o dağa çıkmışım, bu bayırdan inmişim bunlar sizden çok beni ilgilendiren, çoşturan şeyler doğruya doğru. Eh turistik yerler hakkında bilgi de gırla dolu internetlerde geriye ne kalıyor küçük tatlı anılarım. Peru’nun benden aldıkları, bana kattıkları ;)

Santa Cruz Trek – Taulliraju Dağı

Valla akıllı tilifinim olmadığından strava şeysiyle böbürlenemiyorum. gerçi ben de testosteron da olmadığından ne günlük yaptığım km umurumda oldu ne de aldığım irtifa amma velakin Peru’yu kuzeyden güneye dağlardan geçince böbürlenmeden edemedim. şuraya rotanın linkini koyayım. 

 

şimdi bi ‘highlights of peru’ listesi yaparsam

tanıştığım şahaneli insanlar

Ekvador’dan beridir sadece benim değil sabahın köründe koca adam gibi sıçan kedimin de kahrını çeken Ersin Uyanık. Kendisini şuradan takip edebilirsiniz. Başka Yollar

Aramızda kendilerine Türkçe isimler bile yakıştırdığımız kısaca Los Colombianos – Paula ve Sebastian. Bu minnoş jeolog çift, işlerini güçlerini bırakıp, sadece ihtiyaçlarını ve elbette hayallerini heybelerine yükleyip bizim gibi yollara düşmüşler. Yine bir gün rotamız kesişir ümidiyle Cuzco’da ayrıldık. Şimdi Bolivya’dalar.

Bir başka bisikletli gezgin Uwe! Türkiye de dahil asya avrupa şimdi latin amerikada pedallıyor. Abstrakt fotolarının hayranıyım.

Jaen şehrinde ‘La Bicicleta’ bisiklet dükkanının sahibi Miguel ve ailesi

Ichocan ve Marcabal köylerinde beni geri çevirmeyip misafir eden Padreleri

Huamachuco’da turizm ofisinde çalışıp şehre gelen bisikletli gezginleri evinde ağırlayan Senyor Marco ve tatlı ailesi

Encañada’da donuma kadar ıslak ve bir o kadar da üşümüşken bana kullanmadıkları odalarını veren kadın polis Lady

Balsas’ta parası ödenmiş ama o gece boş olan derme çatma da olsa odalarını veren köprü inşaatı işçileri

Huallanca’da kamp mı yatak mı diye sorup bizi dört kişilik otel odasında misafir eden belediye

Baños del Inca, Cerro de Pasco ve Ayacucho’da bizleri kabul eden itfaiye istasyonları. Koskoca ülkede tüm itfaiye çalışanları gönüllü olabilir mi? Peru ise olur.

Pallasca’da bize ev yapımı likör ikram eden, türk olduğumu duyunca 5 lt teneke zeytinyağı ve kahve hediye eden, elleriyle krep ve pizza hazırlayan italyan padre Daniel

Calca’da diğer bisikletçi dostum Fırat sayesinde tanıştığım motorlusu, sırt çantalısı türk gezginlere kapısını açan Mert ve cimcime hayat arkadaşı Ale

Onlar sayesinde tanıştığımız Füsun, Mototrio Ekibinin duosu Fırat ve Özkan (instagram hesapları mototrio), ve elbette Alper

Daha dün tanıştığım kedimin hangisine daha aşık olduğunu bilemediğim iki türk gezgin Ahmet Türkoğlu (Let’s Go Turko) ve Selçuk Tanaydın (Gezgin Guru)

Calca Hatırası – Ahmet ve Selçuk

Ve ismini unuttuğum daha bir sürü yerli yabancı gezgin, gezmeyen ama bir şekilde yollarımızın kesiştiği dostlar

Gördüğüm şahaneli yerler dersek Peru’nun doğasına hasta oldum diye özetleyebilirim. İnsanları da gayet misafirperver en azından benim karşılaştıklarım. Ama tabii bazı yerleri anlatmadan geçmek olmaz.

Öncelikle müzeler; Leymebamba Müzesi girişi 15 sol olsa bile gezdiğim en güzel, minik ama bilgilendirici müzelerdendi. Çevrede bulunan höyüklerden getirip sergiledikleri amorf kafatasları ve mumyalar ilginçti. Ayrıca inkaların düğümlerle tarihi olayları kayıt altına aldıklarını da burada öğrendim.

İkinci beğendiğim müze Huaraz’daki arkeoloji müzesiydi

 

bir başka kayda değer minik müze Huancavelica’daydı. Tam üst katta mumyaları incelerken ışıklar bir gitti, yüreğim ağzıma geldi. Meğer ışıklar harekete duyarlıymış ^.^

Ayacucho’daki müzeyi babası arkeolog olan kendisi öğretmen ve gönüllü itfaiyeci Alex ile gezince rehberle gezmiş kadar olduk.

Doğal güzellik deyince aklımda kalanlar

Gocta Şelalesi 771 metre yükseklikten serbest düşen dünyanın en yüksek üçüncü, beşinci veya onaltıncı şelalesi. Kaçıncı olduğu konusunda kafalar karışık ama çok güzel olduğunda hemfikir

Göller ve dağlar deyince Peru’da akan sular durur!

Laguna Sausacocha – Sausacocha Gölü

Angasmarca – Mollebamba arası

Cañon del Pato – Ördek Kanyonu

Huandoy

Laguna Paron – Paron Gölü

Paron Gölüne tepeden bakış

Paron Gölünden sonra Cuchu ile beraber Santa Cruz rotasını yürüdük. Tüylü kah yürüdü kah omzuma çıktı bazen de çantasında yattı.

 

Daha sonra Huaraz’da Ersin ile buluşup bir de Huaraz Trekkingini yapalım dedik. Tek kelimeyle bugüne kadar yaptığım en güzel doğa yürüyüşüydü. Hemen hergün geçtiğimiz 4800 – 5000 metrelik geçitler, muhteşem karlı 6000 metrelik babalar, nefes kesen göller ve manzaralar yağışlı ve soğuk havanın çilesini bir nebze olsun unutturdu. Belki bir ara uzun uzun yazarım bu doğa yürüyüşü rehbersiz, tursuz nasıl yapılır.

Dönüşte dinlenip tekrar düştük yollara bu sefer de girdik Pastoruri Buzul rotasına nam-ı diğer iklim değişikliği rotası

 

Ve elbette Cuzco bölgesinde yaptığımız Ausangate Trekkingi

Bu kadar doğal güzelliğin arasında bir de elini çarpsan inca, pre-inca ve prepre-inca döneminden kalma arkeolojik buluntular

Tarawasi

Tarawasi

Vilcashuaman

Cuzco – 12 açılı taş

Ollantaytambo

 

Bu kadar mı? elbetteki hayır. en sevdiğim şehirler Caraz, Huaraz ve Cusco oldu. 

Caraz Ancash bölgesinde ilk uzun soluklu durağım. Tertemiz aile otelini tavsiye etmeseler oha çok pahalıdır diye önünden geçer fiyat bile sormazdım. Cuchu ile beraber bisikletle Laguna Paron’a gittik karlı dağların gölgesinde kamp attık. Tilki gördük. Sonra beraber ilk trek rotamız Santa Cruz’u tamamladık. Son kamp alanında Cuchu aldı başını gitti, ağlaya ağlaya aradım bulamadım. Çağırdım gelmedi. Sonra bir baktım çiseleyen yağmurda ormandan koşa koşa evine çadırına geri döndü serseri. Ertesi gün uyduruk çakmağın plastiği eriyince bir paket bisküvi ve kuruyemişle 20 km yürüyüp rotayı bitirmenin acısı mı desem neşesi mi ya da ikisi birden. Caraz’a varınca gopromsu kameramı kaybettiğimi farketmem. Yürüyüşün üzerine yaldır yaldır otobüsle Lima’ya gidip dönmem ve Caraz’da kendimi evimde gibi hissetmem

Caraz, Huaraz arası trafiğin tam bir cehennem olması 60 km yolun sırtımdaki tüyleri diken diken etmesi amma sıçan gibi ıpıslak da olsa Huaraz’a varınca aldığım derin bir oh. Minik hostelin yine evimiz gibi olması, Cuchu’yu kabullenen misafirler ve hostel gönüllüleri, çalışanları :) hem şehrin merkezine yakın olmak hem de keşmekeşten uzakta olmak. Karşıda karlı dağ manzarısına nazır mis gibi kahveyi yudumlamak. uzun yıllar bisikletle gezen Uwe ile tanışmak, halihazırda dostlarımızın los colombianosun bizlere katılması, ersin’le beraber çıktığımız 8 günlük huayhuash trekking rotası, bu şehri sevmeme yetti de arttı bile

Cusco elbetteki tam bir gringolandia ama o keşmekeşinde o etrafın sarı kafa kaynamasında bile şehrin bir büyüsü var. zaten bunca insan neden gelsin o büyü olmasa. San pedro sabit pazarında 5 sole tıksırana kadar yemek, dostlarla anne köftesi yoğurmak, sanırım Cusco’nun en egzantirik bir o kadar da leş hostelinde sokak hokkabazlarıyla takılmak, incik boncuk dükkanını karıştırmak, meydanın neredeyse her saat dolu olmasından öyle şahaneli foto çekemesemde altı inka üstü ispanyol katedral, kilise ve bilumum yapısına ağzı açık bakmak, birbirine çimentosuz puzzle parçası gibi oturan taş duvarlarda elimi gezdirmek daha ne olsun. 

Elbette bir de kutsal vadide Calca var. Burası komşuları ne Ollantay ne de Pisac gibi hareketli ve pahalı ama minik sakin her yere kapısı açık bir yer.Oollantay’a iki minibüsle Pisac’a ve Cuzco’ya tek minibüsle gitmek vakit geçirip işleri halledip yuvaya dönmek mümkün. Ama Calca neden yuva neden minnoş derseniz çünkü burada evini, kalbini açan accık perulu olmuş türk gezginler var. Kocaman bahçesi, kocaman mutfağı ile gönlümü çelen, sahiplerinin dostluğuyla evimde hissettiğim Mert ve Alper’in hosteli el mono sabio! buralara yolunuz düşerse kalmanızı Mert ve Alper ile tanışmanızı şiddetle tavsiye ederim, pişman olmazsınız.

El Mono Sabio

Peru yolları gibi benim duygularda epey bir inişli çıkışlıydı. Ağız dolusu gülüşleri, gözyaşları takip etti. Defalarca veda edip yine de alışamamak. En büyük terbiye ise olanı olduğu gibi kabullenmek oldu. Üzülürken neye üzüldüğümü bilmek, anlamak ama üzüntüye takılıp kalmamak ya da tam tersi sevinirken neye sevindiğini bilmek ama ona da takılmamak. Çok zor ama minik adımlarla ilerliyorum. kısmet, belki bir gün …

Vedaların en zoru ise tüylü kızıma veda etmek. Bir aylıktan bile küçüktü dost olduğumuzda, doğursam ancak bu kadar severim dediğim tüylü kızıma Alper baba olarak talip olunca, eh kerata da bahçede takılmaktan mutlu olunca ne yapalım bundan sonra analı değil babalı büyüyecek. Hem belli mi olur Peru’ya tekrar dönmek için güzel bir neden :)

Cuchumelo macera kedisi

Calca’ya yeni gelmişiz, bakkala çıktım bir şeyler almak için dönüş yolunda bir baktım Cafe Turco Kelebek tam yok canım derken altta simit yazısını okuyunca hemen içeride aldım soluğu, Zeynep ve Serdar ile tanıştım. Kendileri gibi sımsıcak bir cafe kurmuşlar pişirdikleri lezzetli yiyecekleri anlatamıyorum bile, şuradan takip edebilirsiniz Kelebek Cafe ve yolunuz buraya düşerse bir sıcak gülüş bir güzel gözleme ve daha fazlası garanti

Önce yağmur yağar, ardından güneş açar ve yol devam eder…

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *